12 Mayıs 2008 Pazartesi

o yüzden

Hiç tanışılmamış vücutlar kalabalığında,
Dayanmak zor,
Cevap bekleyen arsız sorular insafsızlığına.

Yollar çıkar,
Şimdi, demin ve sonranın
Adresi tarifsiz sığınaklarına.
Emin yaşamaklar
Belki hiç yok, belki hep orda.

Her şey çok daha gerçek,
Yürürken.
Vazgeçmek istersen anlarım,
Vazgeçmek de bir tür adım.

Bir açık mektup...
Kaçır gözlerini uzaklardan,
Getir, bırak yakınıma.
Bir pusula kaldı yanı başımızda,
Adını koydular umut.

O yüzden…

23 Şubat 2008 Cumartesi

sabah

Akşamdan sabaha kalmış
arapsaçı huzursuzluğum.
Çözüp de örmek ne mümkün!
Masallara uyup buna mı tutunup da
aşırtacağım kendimi,
bir vakit-halden bir vakit-hale?
Tel tel pişmanlıklar
kopar kalır ellerimde.
Ne zamanların çarşaf altı çilek tarlasından değil
toplayıp getirdiğim sigaradan tüter.
Ceza gibi takılır başıma.

Hiç yoktan değildir, bazen
mahsülüdür bir usulün belli belirsiz devreden,
önümüzde serili, bata çıka yürünmüş
vıcık kardan yollar.
Yağarken keyiflidir seyir,
öbek öbek tuttuğuna aldanılır geceden,
acıtır kayıp sabaha düşerken.

20 Aralık 2007 Perşembe

şüphesiz

Keşke kalabalık olsaydı sevmekler.
Sevişini düşündüğümden değil ha!
İkiden bir eksik başımızla çekmeseydik diye acısını.
Fena mı olurdu?
Ne eksik ne fazla,
battığınca söyleseydik kırıkları,
“şura” diye yarasını.
İyi olurdu şüphesiz.
Hiç yoktan
iyi olurdu.

19 Aralık 2007 Çarşamba

benmerkez


Benmerkeze seyahatte bile işler,
samimiyetle başlar:


Ambalaja kanmayın,
böyle yutturuyorlar.
Çıkışı özenli de olsa,
sanmayın ki gelişi öyle
inceden derinden,
bilakis tangur tungur.
Dizilse diğerleriyle yan yana
ayıramazlar birbirinden.
Sahi, sade ve samimi mi dediler?
Davullu zurnalı isterdi.
Zaten sessiz de gitmezdi,
susturucuyla vurdular.

Tarifler yetmez, haritadan kalkıp da azarlar;

Telefonlara bakmıyorum,
isteyin ama evdeysem.
Tabelalar göstermiyorsa
yerli esnafa sorun beni.
Bahis geçmedi mi haberlerde?
Anlayın bir bit yeniği var.
Ciciler getirmişsiniz, iyi güzel de
sığamam içlerine, pek dar.
Açılın ben doktorum,
Hmm, kan tahlili, idrar...

yolcu ben-Geçimsiz-yollara varır,

Ben sabitim ve burdayım, sen dolan,
Akıl et sor bir hatır.
Anlamadınız mı? Kahramanım!
Ve bir kahraman hikayesini
- anlatan yok ki kardeşim!-
Kalkar, kendi anlatır.

11 Kasım 2007 Pazar

değil

İyice serpilip sığmaz olmaktan değil,
ufalanıp sıkışmaktan kurtulmak uğruna,
göçlere niyetlenmek.
Düşmek; aşınmış ve bilinmedik yollara.
Mevsim geçit törenlerine aldanmak;
Yitirilmiş vakitlerin ısrarcı müjdecilerine şaşırmak, sonrasında da.
Kaç kere yeniden,
Kaç kere sil baştan.
Çemberler çizmek, çemberler ardına.

Çalan zilden değil,
bir yoklamak derdinden açılsa kapı,
misafirce buyur edilen rüzgar,
baygın ateşi külle kaplardı
alaycı soğuk savrukluğuyla.
Zaten göklere öykünüp yağmak rüyası da,
Ne mümkün, tıkalı mazgallar ve
Yerli yersiz birikintilerin bolluğunda?
Bir rüya ki sonunda, toprağa çakılmakta.

Ilık fincan kahve keyfine dalmak içinden,
bir kocakarı çaresi seçiliyor.
Artık konaklayamayacak umutlar,
Koparıyorlar son halatları, kapılıp
Birer ikişer vuruyorlar falın kıyılarına.

Kimler var ki
ve kimsesizler,
beklemekler var ki
çok iş düşüyor yarınlara.

5 Kasım 2007 Pazartesi

deniyorum

aklım yettiğince,
açlığımı bastırma gayretiyle yediğim,
bir boş mideyi doldurmasına rağmen
dindiremedi karın ağrımı.

basit şeyler düşünebiliyorum ancak
göz açıp kapayıncaya hallolan meseleler.
diğerlerinden vazgeçtim.
bir yandan ise çok çalışıyorum.
düşünün ki saatler hesaplıyorum aklımsıra,
komiktir ya bilmiyorum kaçı beklediğimi.

birer ikişer gidiyorum bazen ve bazen de geri geri.
ki bize yanlış öğrettiler ilerisini,
ben pusulamı yitirdim.
geriye sarmıyosam eğer bugün,
bilin ki yerimde sayıyorum.

2 Kasım 2007 Cuma

saat 3

Saat 3,
Gecenin mi sabahın mı?
ve daha dün 4'tü
ki er ya da geç bağlanıyor.
ve bu da zaten bir çeşit dalga konusu.
ve bu da zaten bir başka oyun.
-azıcık suyundan koyun.

ve yine bir kutu oda tekilliğime kadehler çınlatan bülbül
ve bülbüller arasında kalmışlığım.
dayanmakta sabrımın sınırları
gecenin bu düzensiz tembihlerine.

ve yine geç kaldın!
işte daha demin,
kalakaldın!